6 Ağustos 2020 Perşembe

Temmuz Ayında Neler Okudum, Neler İzledim || Video


Herkese merhaba! Bir ay sonu raporu ile sizlerleyim. Temmuz ayı benim için oldukça verimli geçti ve sizlerle bu ay okuduklarımı ve izlediklerimi kısaca paylaşmak istedim. Sekiz adet kitap ve sekiz adet dizi-film ile dolu dolu bir video oldu. Tabii ki video boyunca sizlere önerilerim ve uyarılarım var, keyifli seyirler! 

D&R Hediye Kartı Çekilişi 6 Ağustos 19:00'da Instagram üzerinden (@noraninkitapligi_blog) başlıyor! Katılmak için buraya tıklayın!

26 Temmuz 2020 Pazar

Kitap Alışverişi #29 - 4 Kargo, 11 Kitap ve "The" Kitap!


Herkese merhaba! Bu videoda sizlere bu hafta elime ulaşan 4 kargodan, 2 kitap alışverişim ve hediye gelen kitaplardan bahsettim. Ayrıca yeni keşfettiğim yayınevi "The Kitap" hakkında konuştum ve sizlere birkaç öneride bulunmaya çalıştım. Toplamda 11 kitaplık bir video oldu, keyifli izlemeler dilerim! 

Çekilişin Son Günü 28 Temmuz! Katılmak için tıklayın

25 Temmuz 2020 Cumartesi

Cennet (Providence #3) - Kitap Yorumu || Providence Genel Seri Yorumu


Işığın olduğu yerde, karanlık da vardır.

Aşk, her şeye rağmen kazanacak mı?

Kelimelerle tarif edilemeyecek kadar korkunç şeyler yaşamış, bilinmeyenleri öğrenmişti. Şimdiyse kazanamayacağını bildiği bir savaşın içindeydi.

Nina Grey, hayatının aşkı Jared Ryel'la evlenmiş, onun çocuğunu taşıyordu. Ve ne pahasına olursa olsun, hayatta kalabilmek için bu çocuğu doğurması ve Jared'la birlikte karşılarına aldıkları Cehennem'le savaşması gerekiyordu. Acaba Nina ve Jared, Cehennem'dekileri mağlup ederek bu savaştan sağ çıkabilecekler mi?


Herkese merhaba! Nasılsınıııız? Ben, bu seriyi sonunda bitirdiğim için çook iyiyim doğrusu. Serinin okumadığım tek kitabı son kitabıydı ve yarım kalan serilerimi bitirme kampanyam sürerken bu seriyi de aradan çıkarmak istedim. Gelin görün ki serinin önceki kitaplarını okumamın üzerinden 7 yıl geçmiş ve hiçbir şey hatırlamıyordum. Dolayısıyla onları da tekrar okuduktan sonra bu kitaba geçebildim. Sadece 3 gün sürdü ama inanın bana, çok zorlu bir süreçti. Bu seriye nasıl katlanmışım hiçbir fikrim yok. 

Direk yorumuma geçeceğim ama her şeyden önce bilmenizi isterim ki, yorumumdaki öfke ve bıkmışlık katsayısı bu kitap özelinde değil, seri özelinde olacaktır. Dolayısıyla bu yorumu spoiler içermeyen bir seri yorumu olarak da düşünebilirsiniz.

Öncelikle, bu hayatta başka kurgulardan özenilmiş çakma bir kurgu okumaktan daha kötü bir şey varsa o da şımarık, mızmız ve bencil bir karakterin kitabını okumaktır. Bu seri sağ olsun bana iki hissi de bolca yaşattı. Jamie McGuire ne yazsa okurum sanardım ama bu seri gerçek bir başarısızlık timsali sanki. Tek iyi yönü akıcı olması ve olayların akışında sıkmaması. Bunun dışında her şeyiyle ofsayt. 

"Kitaplığımda vardı, okumayayım mı yani?" diye düşünenlere bu yorum biraz sert gelmiş olabilir. Şöyle söyleyeyim, oldukça okunabilir bir seri aslında ama ben yine de hayatımın son 3 gününü geri istemekten kendimi alamıyorum. Çünkü çok kaliteli seriler varken böyle bir seriyle vakit harcamış olmak istemezdim. Ama sıradan bir fantastik-aşk kitabı olarak düşününce, iyi bir seriydi diyebilirim. Ama asla en iyilere giremeyecek, ortalama bir kurgu olduğunu da göz önünde bulundurun isterim. Çok merak ediyorsanız başlamaktan çekinmemeniz için söylüyorum bunları. Ama açıkça söylemek gerekirse, elinizde yoksa bu seri, almayın.

 Yine de Jared'ı seviyorum, belki de onun hatrına çevirebildim bunca sayfayı ama yeterli değildi, üzgünüm Jared... Sevgilin fazla sinir bozucu ve hiçbiriniz orijinal karakterler değilsiniz :(

Cennet Kitabı Özel Yorumu
Kitap akıcıydı, bir günde bitti. Bana hiçbir şey katmadı. Hatırladığım tek şey bla bla bla *Nina saçma bir hareket yapar* bla bla bla *Nina şımartılır* bla bla bla. Aslında tam katlanılır ve normal ilerliyordu ki en önemli sahnede yine Nina herkesi riske atacağını bile bile "ay yok ben yapamam burası benim saray gibi evime benzemiyo bunaldım yyiiiaa" diyerek aşırı saçma bir hareket yaptı ve bedelini gerçekten de başkaları ödedi. Sonra tabii ki insanlar Nina'yı yine "senin suçun değildi canım içinden öyle geldi yaptın" falan diyerek şımarttı. Uzun zamandır böyle saçmalıklar okumadığımı fark ettim. Keşke bu durum bu şekilde kalsaydı. Kitapta etkilendiğim noktaları cımbızla toplamaya çalışıyordum ama bu sahneden sonra fena değildi diye düşündüğüm her şeyi unutmuşum, üzgünüm.

İşte böyle, içimi yeterince döktüm sanırım. Bu seri hakkında böylesine kötü bir yorum yapmayı beklemiyordum ama gerçekten de sevmedim yani, ne yapabilirim ki? Okurken bu kadar sert hissetmiyordum, kapılıp gidiyordum kitaba ama ne zaman kitabın başından ayrılsam okuduklarımı düşünüp göz devirmeye başlıyordum. Bu yorumu hak etti bence... Siz bu seriyi okudunuz mu? Yorumlarınızı eksik etmeyin, görüşmek üzere!


Providence serisi yorumlarım:

Çevirmen: Nergis Karababa    GoodReads Puanı: 4,16
Sayfa Sayısı: 326     Yazar: Jamie McGuire     Yayınevi: Yabancı


21 Temmuz 2020 Salı

Okumayı Sabırsızlıkla Beklediğim 5 Klasik Kitap || Video


Herkese merhaba! Bu haftaki videomda sizlere bir an önce okumak istediğim 5 klasik eserden bahsettim. Aralarında sizlerin de okuduğunuz eserler varsa merak ettiğim noktalarda bana yorumlarınızla cevap verip yardımcı olursanız çok mutlu olurum. Hepinize güzel günler, iyi seyirler dilerim!


Not: Toplamda 10 kitap hediye ettiğim çekiliş Instagram üzerinden devam ediyor, katılmadan geçmeyin! Katılmak için buraya tıklayabilirsiniz!

19 Temmuz 2020 Pazar

Stefan Zweig Yorumları #2 || Korku - Bir Kadının Yaşamından 24 Saat - Bir Çöküşün Öyküsü


Herkese merhaba! Stefan Zweig yorumlarımın ikinci kısmına hoşgeldiniz! İlk Stefan Zweig yorumları paylaşımıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar!

1. Bir Çöküşün Öyküsü


Bu son derece çarpıcı çöküş öyküsü, XV. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanır. Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya'ya sürülür. İktidar sahibi ve ilgi odağı olduğu hareketli ve eğlenceli Paris günlerinden sonra, ne kadar süreceği belli olmayan, kendisiyle baş başa kalacağı bir sürgün dönemi beklemektedir onu. Ancak iktidar savaşları, entrika ve eğlenceden ibaret boş saray hayatı varoluşuna anlam katan tek şeydir. Hem kendini hem çevresindekileri sürekli kandırma eğilimindeki bu sığ ve kibirli kadın, malikânesinde gösterişli eğlenceler düzenleyerek Paris'teki hayatını yeniden canlandırmaya çalışır. Giderek mantıklı düşünme yetisini bütünüyle yitiren Madame de Prie, yeniden bütün dikkatleri üzerine çekebilmek için inanılmaz bir plan yapar.


Stefan Zweig'den okuduğum 4. kitap Bir Çöküşün Öyküsü oldu. Olağanüstü Bir Gece'de yaşadığım hayal kırıklığından sonra bu kitap bana ilaç gibi geldi. Madame de Prie'nin yeni hayatına ayak uyduramayışını gözlemlemek, sadece insanların kendisi hakkındaki düşünceleri kadar var olduğuna dair inancının onu sanki bir palyaçoya çevirişine şahit olmak hem iç burkucu hem de ders vericiydi. Tabii ki oldukça sürükleyiciydi, ayrıca oldukça da kısaydı. Her ne kadar bu psikolojik çırpınış öyküsünü okumak bana edebi bir haz verse de, yazarın karakterin acılarına hızlıca son vermesi belki de daha iyiydi. Bu öykü benim için okuduğum en iyi Stefan Zweig kitapları arasında yerini alacak...


Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları    Yazar: Stefan Zweig     Sayfa Sayısı: 48
GoodReads Puanı: 3,99    Çevirmen: Regaip Minareci



2. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat



Zweig bu novellası'nda bir kadının yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimini anlatırken, insanda içkin saplantıların ve dayanılmaz arzuların sınırlarında gezinir. Özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının bu kısa ve yoğun hikâyesi, kadın kalbinin sırlarına ermiş ustanın kaleminde olağanüstü bir anlatıya dönüşür. Yapıtı için mekân olarak muhteşem atmosferiyle Fransız Riviera'sını seçen Zweig, 1920'li yılların sonlarında Avrupa'nın "kibar" tabakasının ikiyüzlü ahlak anlayışına yönelik eleştirel tavrıyla dikkat çeker.


Bu kitap hakkında konuşmaya nereden başlasam bilmiyorum. Öncelikle açık açık söylemeliyim ki bu kitabı sevmedim, hatta biraz da sinirimi bozdu. Zweig'in klişe bir erkek yazar gibi kadın cinsiyetini içi boş duygularla dolu, erkekler için bir cinsellik ve çocuk yapma aracı olarak işlediğini hissediyorum kitaplarında. Durum böyle olsa da, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nda kadın duygularının işlenişi hoşuma gitmiş, Bir Çöküşün Öyküsü'nü ise cinsiyetten bağımsız olarak kibir ve sahtekârlığın, toplumun kuklası olma durumunun baskın bir şekilde işlendiğini düşündüğümden beğenmiştim. Ama bu sefer canıma yetti artık. Bir de kadın kalbinin sırlarına ermiş usta demişler. Bana kalırsa Zweig kadınları erkek gözüyle çözmüş, bazı duygularını ve bu duyguların sonucu olarak sergileyebilecekleri davranışları anlamış bir yazar ama kadın doğasının gerçek derinliğini anlaması mümkün olmamış bu süreçte. Nedense her okuduğum kitapta kadın karakterleri -çok affedersiniz- "beyinsiz" gibi davranıyor. Hakaret olarak değil, gerçek anlamda, sanki belli bir zeka seviyesinden yoksunlar gibi, yapmacık geliyor bana. 

Bu kitapta da belli duyguların nasıl işlendiğini gördüm, anladım ama hep bir eksiklik, bir rahatsızlık hissettim okurken. Klasik Zweig kitapları gibi gittikçe hararetlenen bu kitap, bu sefer beni içine çekemedi, aksine zorla okudum ve biraz da soğudum yazardan. Şimdiye kadar en sevmediğim kitabı bu oldu sanırım, gerçi yazara haksızlık etmek istemem, her yazdığına bayılsam zaten olağanüstü bir durum olurdu ama bu duyguları biraz sindirmek ve unutmak adına bir süre Zweig okumaya ara vereceğim diyelim. Umarım sonraki okuyacağım kitapları beni yazara tekrar ısındırır. 


Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları    Yazar: Stefan Zweig     Sayfa Sayısı: 71
GoodReads Puanı: 3,92    Çevirmen: Mahmure Kahraman


3. Korku


Rahat ve korunaklı bir yaşam süren saygın bir kadın, sekiz yıllık evliliğinden sıkılmış, burjuva dünyasının kozasından çıkarak kendini genç bir piyanistin kollarına atmıştır. Ancak bu gizli ilişkiden haberdar olan bir şantajcının ansızın zuhur etmesiyle, hayatında yeni farkına vardığı bütün güzellikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalır ve kahredici bir korkunun pençesine düşer.

Korku insanı bilinçdışına itilmiş utanç verici deneyimlerden, bastırılmış pişmanlıklardan özgürleştirebilecek güçte bir yapıt.


Şimdi ne yalan söyleyeyim, kitaba başladığımda konusunu görünce biraz canım sıkılmıştı, zira yazarın kadın karakterleri hep ahlaksız, sadakatsiz veya prensipleri olmayan zayıf karakterler olarak ele alması beni biraz bunaltıyor doğrusu. Kitabın ilk yarısını bu sinirle, göz devirerek okudum. Ama kitap ilerledikçe öyle bir kapıldım ki... sonunu az buçuk tahmin ettiğimden çok şaşırmadım ama yine de çok etkileyici buldum. O korku duygusunu, endişe ve utanç karışımını ele alıp inceleyişi bir kez daha pahabiçilemezdi. Kitaptaki kadın karakterin çevresindekilerin kıymetini anlama süreciyle gelen pişmanlık duygusu, eşinin ne kadar zeki ve etkileyici bir adam olduğunu fark etmesiyle gelen hayranlık duygusuyla karıştıkça kitap renklendi. Bazı konularda kendisine kızıyor olsam da Zweig’in harika bir dili olduğunu asla inkar edemem. Duyguların ifade edilişi ve bir insandaki yansımaları daha güzel anlatılamazdı. Korku, yazarın en sevdiğim kitapları arasına girdi diyebilirim.

İşte kitaptan üzerinde düşünmeye değer birkaç cümle:
"Zamanın çoktan sildiği bir hata için cezalandırılabilir miydi insan?"
"İçte tutulan gözyaşları akıtılanlardan daha acıtıcıdır."
"Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir."

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları    Yazar: Stefan Zweig     Sayfa Sayısı: 70
GoodReads Puanı: 4,16    Çevirmen: İlknur İgan

18 Temmuz 2020 Cumartesi

Çöküş ve Yükseliş (Grishaverse #3) - Kitap Yorumu


Hepimiz ölürüz ama herkes bir amaç uğruna ölmez Güneşin Elçisi Alina, Karanlıklar Efendisi'yle yaptığı son savaştan mağlubiyetle ayrıldıktan sonra yeraltındaki tünellere, Beyaz Katedral'e sığınır. Oldukça zayıf düşmüştür ve güneş ışığı olmadığı için gücünü de çağıramamaktadır. Tek çare, eski haline kavuşana kadar Apparat'ın dediklerini yapmaktır. Malyen ve Grishaların gizli bir planla Apparat'ı kontrol altına alması,Güneşin Elçisi adına mücadeleyi daha da zora sokar. Alina'nın şimdi, Karanlıklar Efendisi'ni alt etmesi için gereken tek gücün anahtarı olan ateşkuşunu bulması gerekmektedir. Peki onu bulup üç büyüteci bir araya getirdiğinde, Karanlıklar Efendisi'yle yüzleşerek Karanlıklar Diyarı'nı yok edecek kadar kuvvetli olabilecek midir?


Alev alev yanan bir günden herkese merhaba! Havalar sıcaktan alev alev yanarken benim içim de heyecandan yanıyor, ben ne okudum az önce, hâlâ inanamıyorum! 2. kitapta tempo biraz düştüğü için seriye olan odağımı kaybetsem de, 3. kitap tam bir bombaydı. Başından sonuna dek inanılmaz sürükleyici ilerledi, olay üzerine olay yaşanırken bunlar yorucu olmanın aksine oldukça etkileyiciydi, kitabı elimden bırakamadım ve derinlerine gömüldüm. Önceden uyarmalıyım ki, kitaba dair spoiler vereceğim yerlerde önceden haber verecek olsam bile, bu yorumun içerisinde serinin önceki kitaplarına dair spoiler olabilir. O yüzden ilk iki kitabı okumayanlar, bu yorumun da devamını okumasın, sadece bilin ki bu seri için harika bir son kitap olduğunu düşünüyorum!
Öncelikle... karakterler. Bu kitapta bütün karakterlere bir ayrı ısındım, hepsini çok farklı sevdim. Bazılarından nefret ettim tabii, bkz. Sergei ve Apparat. Fakat önceki kitapta "Bu da nereden çıktı" dediğim Nikolai olsun, kendini beğenmiş pislikler kraliçesi Zoya olsun, hepsini, hepsini çok sevdim. Zaten ben önceki kitapta da Nikolai'yi sevmiştim ama Malyen ve Alina'nın arasına girme fikrini pek sevmemiştim doğrusu. Yok ben dayanamayacağım, spoiler kısmına geçiyorum artık.

Çöküş ve Yükseliş Spoiler

Kitap bittiğinde sürekli "Şöyle olsa bu farklı olurdu, şu olsa nasıl olurdu" diye düşünmekten kendimi alamadım. Mesela Alina, Malyen'le olmamayı oldukça kabullenmiş ve kendisini anlamadığını düşündüğü için bu durumdan biraz da memnun görünüyordu, yalnızca Malyen üzgün ve ortada kalmış gibi olduğu için suçluluk duyuyordu. Nikolai'den ciddi ciddi hoşlanmaya başlamıştı, tahtı ve sahip olduğu gücü çoktan Malyen'e seçmiş gibiydi. Sonra gücünü kaybetti ve hop Malyen aşkım sonsuza kadar beraber yaşayalım oldu. Meh, hadi oradan Alina!

Karanlıklar Efendisi'ni bu kitapta iyice karanlık ve acımasız görmek bir yandan kalbimi burkarken bir yandan da yazarın kaybedeceğinin sinyallerini vermek adına onu iyice kötü karaktere dönüştürmeye çalıştığını hissettim. Her şeye rağmen ölümü beni çok sarstı, cenazesinde Alina'nın adını bilen tek kişi olup ona veda etmesi kalbimi bin parçaya böldü, gözyaşlarımı tutamadım. Her şeye rağmen çok kadim, çok güzel bir yaratıktı Karanlıklar Efendisi. Kaybımız da acımız da büyük anlayacağınız.

Bu kitapta beni en çok etkileyen oldukça şaşırtıcı ve orijinal, beklenmedik olayların yaşanmasıydı. Geçen kitapta Genya bizi etkilemişti ama bu kitapta bu tarz olaylar daha çoktu sanki. 

  • Mesela Karanlıklar Efendisi'nin Nikolai'ye yaptıkları, hepimiz için bir buzlu su etkisi yaratmış olmalı. Nikolai'nin başına gelenler ve sonrasında tam olarak iyileşmemesi, "Yara İzi Kralı" kitabına yapılan gönderme... beni sarstı ve çok hoşuma gitti doğrusu. 
  • Bir de Malyen'in üçüncü büyüteç çıkması var ki, yani bu yazar bu hikayeyi nasıl düşünmüş, o geçmişi nasıl kurgulamış... pes doğrusu! İşte böyle kendine hayran bırakan yazarlara bayılıyorum. 
  • Kitabın sonlarına doğru ilerlerken Alina'nın 3. büyüteçle neye dönüşeceği soruları aklımı kurcalıyor ve "yazar bu işin içinden nasıl çıkacak" diye merakla bekliyordum. Bir yerden sonra dedim ki, "tamam, sanırım asla 3.büyütece sahip olamayacak". Ve sonra... lanet olası ışık gücü 3. büyüteç aktive olunca bütün insanlığa yayıldı! Ve Alina güçlerini kaybetti? Resmen şoka uğradım... kendimden geçtim. Leigh Bardugo, sen çılgın bir dahisin! 
  • Bu arada Morozova'nın Baghra'nın babası çıkmasından da bir o kadar etkilenmiştim.
  • Alina'nın saçlarının beyaza dönmesi. Bu olaydan neden bu kadar etkilendim bilmiyorum ama bu detay bence çok güzeldi. Karanlıklar Efendisi'nden Alina'ya beyaz bir iz... çok hoş.

Tabii her şey her zaman günlük güneşlik değil, bir de cevaplanmamış sorular, tezat bulduğum durumlar var aklımda. Acaba siz bu konular hakkında ne düşündünüz merak ediyorum:
  • Alina, güya yeraltında hiç ışık yok diye gücünü çağıramıyormuş. Eee, Karanlıklar Diyarı'na nokta kadar bile gün ışığı giremiyor, adı üstünde Karanlıklar Diyarı! Orada nasıl gücünü kullandı bunca zaman? Ben 2. kitabın sonunda Karanlık gücü ve merzostu kullanarak kendi gücünü kirlettiği için çağıramıyor, bundan da bir şeyler çıkacak falan sanmıştım ve gün ışığı olmadığı için çağıramadığı söylenince bana palavra gibi geldi.
  • Alina'nın soyu nereye dayanıyor? Karanlık güç merzostla oluştuysa ve doğal değilse ışık gücü de doğal olmamalıydı. Alina'nın soyunun da Morozova'ya dayanması bunu açıklayabilirdi fakat o fikir çürütülünce Alina'nın soyu hakkındaki soru işaretleri cevapsız kaldı. Anne babasına dair de bir şeyler öğrenmeyi umuyordum. Boş bir umutmuş... beni üzdü.
Çöküş ve Yükseliş Spoiler Sonu

Bu ne güzel bir seri, ne güzel bir dünya, ne güzel bir son kitaptı. Tadı damağımda kaldı ama bir yandan da doyurucuydu. Çok sevdim, çok seviyorum. Grisha Dünyası'ndaki diğer serileri de okumak için sabırsızlanıyorum. Umarım bu seriyi asla unutmam. Seri ve son kitap hakkındaki düşüncelerinizi benimle paylaşmayı unutmayın, bir sonraki yorumda görüşmek üzere, hoşça kalın!


Grisha dünyasının diğer kitaplarının yorumları:
Yazar: Leigh Bardugo     Yayınevi: Martı      Çevirmen: Ömer Mülazım 
Sayfa Sayısı: 432     GoodReads Puanı: 4.11

14 Temmuz 2020 Salı

Kitap Alışverişi #28 - İki Kitap Alışverişi Birden!


Herkese merhaba! Bugün sizlerle geçen ay verdiğim siparişlerden elime ulaşan kitapları paylaştım. Siparişleri verdiğim sitelerden de bahsettim -hatta biraz da yapıcı olarak eleştirdim-. Keyifli seyirler dilerim! 

Bu arada geçen videoda başlattığımız ÇEKİLİŞ Instagram üzerinden devam ediyor, katılmadan geçmeyin! Buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

13 Temmuz 2020 Pazartesi

Kuşatma ve Fırtına (Grishaverse #2) - Kitap Yorumu


Her zaman böyle olmayacak. Özgür kaldığın günlerin sayısı arttıkça hayatın kolaylaşacak… En güçlü Grishalardan biri olan Güneşin Elçisi Alina Starkov, Karanlıklar Diyarı'nda yaşanan faciadan kaçıp arkadaşı Malyen'le birlikte, arkasında bıraktığı dünyanın karmaşasından uzak kalacağını düşündüğü bambaşka topraklara doğru yola çıkar.

Ancak kaderinden ve geçmişinden kaçmak sandığı kadar kolay olmayacaktır. Karanlıklar Efendisi yenilediği gücü ve ölümcül planlarıyla yeniden karşısına çıkmaya hazırlanmaktadır. Alina'nın Karanlıklar Efendisi'ni yenmek ve terk etmek zorunda kaldığı Ravka'yı özgürlüğüne kavuşturmak adına gereken güce ulaşması için uzun ve tehlikelerle dolu bir yolculuğa çıkması gerekecektir.
Kuşatma ve Fırtına'nın karanlık dünyasında Alina'yla birlikte kaybolacak ve oradan asla dönmek istemeyeceksiniz.


Grisha Dünyası'ndan esinlenerek yapılmış şarkı Winter Prayer'ı buraya tıklayarak dinleyin!

Kahramanlar ve azizlerle ilgili sorun ne biliyor musun Nikolai?
Sonunda her zaman ölürler.

Derince bir nefes alıyorum ve... vay canına! Sakinleşerek en baştan başlamaya çalışıyorum ve şu an ne kadar etkilenmiş olursam olayım söylemem gereken bazı noktaları toparlıyorum. Öncelikle, bu kitabın ilk 250 sayfası çok ağır tempoluydu. Aslında ilk 50-100 sayfası fena gitmiyordu fakat sonrası, özellikle de bu yazın bunaltıcı sıcağında okuması zor bir kısımdı diyebilirim. Bir de uzadıkça uzadı, asla istediğim şeyler de olmadı, canım sıkkın, moralim bozuk, gözlerimi devire devire okudum durdum. 


Sonra bugün kitabı başına birazcık daha ilerleme umuduyla oturdum, 250-300. sayfalardayken bir baktım ki elimden bırakamıyorum. Hayır yani bir olay geliştiği, heyecanlı bir şey olduğu da yok. Ama elime yapıştı resmen kitap, bir türlü bırakamadım. Sonra hazır hızımı almışken ve tempo gittikçe artıyorken okumaya devam ettim ve kitap gerçekten de bir çırpıda bitti. Kalbim hâlâ küt küt çarpıyor, işin garibi istediğim olaylar yine de olmadı ama buna rağmen içimdeki heyecan asla dinmiyor, umutsuzca son kitap için çıldırıyorum. 

Yine de üçüncü kitapta okuyacaklarım bu kitapla ilgili size sunacağım yoruma karışmasın diye yorumu tamamlamadan son kitaba başlamıyorum, o kadar da fedakârım yani kıymetimi bilirsiniz artık 😉


Tolya ve Tamar

Yorumun bundan sonrasını ilk kitabı okumamış olanların okumamasını tavsiye ederim. Nereden başlasam emin değilim. Öncelikle bu kitapta, hatta bu seride genel olarak çaresizce beklediğim şey: Artık hangi erkek karakterin başrol olacağının netleşmesi. Aslında böyle bir olay olmamalı ve bunun belirsiz kalması seriyi çok daha kaliteli kılıyor ama biz böyle alışmadık ki! Biz kitabın başından itibaren başroldeki kızımızın kiminle son bulacağını hep bilirdik. Şimdi ise yazar kimseye tutunmamıza izin vermiyor. Sanki her şey çok gerçek gibi, kimse ve hiçbir ilişki mükemmel olamıyor.

Bir sonraki çaresizce beklediğim ama elde edemediğim şey ise Karanlıklar Efendisi. Ya bu kitap 500 sayfaya yakın, kitabın en önemli, en muhteşem, en sevgili, en biricik karakteri nasıl bu kadar az görünebilir? Vallahi kadere isyan ettim bu noktada, zaten benim birtanecik Karanlıklarımın Efendiciğini kötü karakter yaptınız, bir de üstüne gözlerden uzak, gönüllerden ırak konuma getirdiniz, olacak iş değil! Bir dahaki kitabın yarısından çoğunda Karanlıklar Efendisi'ni görmezsem bu seriye ömür boyu küserim ona göre! Zaten tüm seri hepi topu 3 kitapçıktan oluşuyor 😢

Nikolai
SPOILER PARAGRAFI

 Aman Nikolai da Nikolai. Nereden çıktı başımıza bu adam ya! Zaten Malyen'le Karanlıklar Efendisi arasında bir çekişme vardı kalbimde, şimdi bir de ipin ortasından yakışıklı prens çekiştirmeye başladı. Bunu görür görmez Malyen'in tarafına geçtim ben. Sturmhond iken onu sevmiştim ama Nikolai'den bir cacık olmaz, ben söyleyeyim. Bunu da görünce zaten Karanlıklar Efendisi'ne dair bir umudum da kalmadı, dedim sevgili Alinacığım, bari Malyen'le sonsuza kadar mutlu olsun. Harem mi kuruyoruz kardeşim burada, bir de Vasily'nin teklifi çıktı ya ortaya iyice tüylerim diken diken oldu zaten. Yok artık yani, yok artık. Ayyy, bir de Genya'ya olanlar neydi öyle? O sahnede kendimden geçmiş olabilirim, zira Genya benim çok sevdiğim karakterlerden biriydi. Aman be kızım ya... ya da ne diye Genya'ya sitem ediyorsam! Karanlıklar Efendisi iyice kafayı çizmiş yani, önce Bargha sonra Genya, resmen kalbim paramparça oldu, aman en kötüsü kendine yaptıklarıydı, en çok da ona üzüldüm doğrusu...

SPOILER SONU

İşte böyle... Monoton gideceğini zannetsem de oldukça sarsıcı bir okuma oldu benim için. Şimdi izninizle son kitaba koşuyorum... 2'den sonraki novellaları da unuttum sanmayın, toplu yorumları 2. kısım olarak gelecek. Bu seriyi okuyanların görüşlerini merak ediyorum, bir sonraki paylaşımda görüşmek üzere, hoşça kalın!

Not: Nasıl heyecanlandıysam "Herkese merhaba!" demeyi bile unutmuşum. 10 kitaplık çekilişimiz ay sonuna kadar devam ediyor bu arada, buradan katılabilirsiniz!


Grisha dünyasının diğer kitaplarının yorumları:
Yazar: Leigh Bardugo     Yayınevi: Martı      Çevirmen: Ozan Aydın  
Sayfa Sayısı: 496     GoodReads Puanı: 4


7 Temmuz 2020 Salı

7. YIL ÇEKİLİŞİ 2. KISIM || Haziran Ayı Raporu


Herkese merhaba! İlk çekilişimizin üstünden bir ay geçmişken daha fazla zaman geçmeden 2. çekilişi de başlatma zamanı geldi diye düşündüm, yoksa bu gidişle yakında 8. yılımızı kutlamaya başlayacağız 😂 Bu videoda çekilişte hediye edeceğim kitaplardan bahsettim, çekilişimiz Instagram üzerinden gerçekleşecek ve buraya tıklayarak açılan sayfadan katılım gösterebilirsiniz. Yapmanız gerekenleri o paylaşıma açık açık yazdım, yine de sorunuz olursa mutlaka sorabilirsiniz 🥰 Kazananlar 29 Temmuz'da açıklanacak!


Bugünkü paylaşımda asıl olarak geçen ay okuduklarım ve izlediklerim hakkındaki görüşlerimi paylaştım. Herkese mutlu günler, keyifli seyirler dilerim! 💕


İşte çekiliş kitaplarımız:



Kitaplar hakkında detaylara bu linklerden ulaşabilirsiniz:

Kaçınılmaz

Umarım hepimiz için keyifli bir çekiliş olur, bir sonraki paylaşımda görüşmek üzere, hoşça kalın!

3 Temmuz 2020 Cuma

Korku Edebiyatı Yorumlarım #1 - Vampir, Yüce Tanrı Pan, Dr. Jekyll ile Bay Hyde, Carmilla


Herkese merhaba! Bugün sizlerle son 1 yılda okuduğum İthaki Yayınları'nın Karanlık Kitaplık serisinden 4 adet gotik-fantastik veya korku edebiyatı -hangisini söylemeyi tercih ederseniz- kitabı hakkındaki düşüncelerimi paylaşacağım. Yorumlar spoiler içermeyecektir, kitapları okumayanların da yorumları rahatça okuyabilmesi için böyle yapayım dedim bu sefer. Lafı daha fazla uzatmadan, ilk kitapla başlayalım!
Carmilla


Tanıtım:

Vampir anlatısının kurucularından Le Fanu, Carmilla’da okuru Viktoryen dönem şatolarında, tekinsiz ormanlarında bir yürüyüşe çıkarıyor. Adabımuaşeret, beş çayları, rüyalara sızan meşum karaltılar ve mütemadiyen dizginlenen çılgın arzular.

Doğaüstüne meraklı bir dedektif olan Doktor Hesselius’un maceralarından biri olarak kaleme alınan Carmilla kadın karakterler etrafında gelişmesi, hemcinse duyulan ilgiyi yansıtması ve gizemlerini keyif alınası bir tempoda açık eden kurgusuyla türün diğer eserleri arasından sıyrılmayı başarmış bir klasik.

Babası ile beraber kentten uzak bir şatoda yaşayan genç Laura, ümitsizce arkadaş özlemi çekmektedir. Tam da bu sırada bir kaza eseri şatolarına misafir ettikleri Carmilla’yla kendine uygun bir arkadaş bulduğunu düşünür ancak Carmilla her geçen gün garipleşen davranışları ve bazen de kendini kaybetmesiyle Laura’yı ürkütmektedir. Yakın köylerde baş gösteren hastalık ve ölümler hem Laura’yı hem de babasını endişelendirmeye başlar ve gözler ister istemez gizemli misafirlerine çevrilir.

Her kederli mâcera bir kabusla başlar…


Yorum:

Ah Carmilla! 
Bu kitaptan beklentim büyüktü ve buna rağmen aradığımdan çok daha iyisini bulmuş gibi hissediyorum! Bu kitaplar arasında en çok Carmilla'yı sevdiğimi söylememe gerek kalmadı sanırım. Aslına bakarsanız bu sevgimin kaynağı biraz da yıllara dayanıyor. Carmilla'nın efsanesi Dracula kadar olmasa da oldukça ünlü, hatta Castlevania'daki Carmilla, Ölümcül Oyuncaklar'daki Camille karakterlerini düşününce, siz de fark etmeden bu kitabın tesir ettiği yapımlarla karşılaşmış olabilirsiniz. İşte ben bu efsanelere konu olan güçlü vampirimiz Carmilla'nın doğduğu hikayeyi çok merak etmiştim ve sonunda, geçen ayın sonlarına doğru okuma fırsatı elde edebildim.

Biraz arka planına değinmiş olsam da, bu kitabın konusuna burada çok girmek istemiyorum çünkü kendisi zaten oldukça ince, 112 sayfalık bir kitap. Bu kitabı diğerlerine nazaran daha çok sevmemin sebeplerinden emin değilim fakat emin olduğum bir şey varsa o da bu kitapta çok hoşuma giden şeylerdir. Öncelikle birinci ağızdan yazılmış olması kitabı okumayı oldukça kolaylaştırıyordu, dolayısıyla çok akıcı -hatta diğerlerinden çok daha akıcı bana kalırsa- bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Gerçi maalesef ki bu birinci ağız Carmilla'ya ait değil. Fakat gözünden okuduğumuz kişinin Carmilla'yı betimlemesi, bazı tesiri büyük anılarını paylaşma şekli, Carmilla'nın gizemini ve tavırlarının altında yatanları tam olarak çözemeden onun hareketlerini anlatması benim için pahabiçilemezdi. Neden bu kadar etkilendim bilmiyorum fakat tahminimce direk Carmilla karakteri etkiledi beni. Carmilla'nın tutkusu ve kıvrak zekasına uzaktan tanıdık olmak oldukça güzel bir deneyimdi diyebilirim.

Gerçi kitap bitse de gizemlerin çoğunun çözülmemiş olması benim biraz kafamı kurcaladı. Eski kitapların çoğunda bunu gözlemliyorum, yazar işine gelen kısmı açıklayıp gerisini öylece bırakıyor -ki bu oldukça gerçekçi aslında- fakat diğer yandan, günümüz kitaplarında bir nokta bile açıklanmadan bırakılsa yazarları linç ediyoruz 😂 Bunu fark etmiş olmama rağmen yapmadan duramayacağımı da üzülerek anlıyorum. Kafamda soru işaretleri olmasına katlanamıyorum...


Künye:

Yazar: J. Sheridan Le Fanu     Yayınevi: İthaki      Çevirmen: Nagihan Çakır    
Sayfa Sayısı: 112     GoodReads Puanı: 3,82



Vampir


Tanıtım:

Modern vampir mitinin öncülerinden ve gotik korku edebiyatının klasik yazarlarından kabul edilen John William Polidori, Lord Byron’ın özel doktoru ve arkadaşıydı. Lord Byron, Percy Shelley ve eşi, Frankenstein’ın yazarı Mary Shelley’yle beraber korku hikâyeleri okudukları gecelerde doğan ve 1819’da yayımlanan bu öykü, Bram Stoker’dan Anne Rice’a, Alan Ball’dan Francis Ford Coppola’ya kadar birçok sanatçıyı etkiledi. Eser, satış kaygıları nedeniyle Lord Byron’ın ismiyle yayımlandı. John William Polidori hem eserini kendi ismiyle yayımlatamamanın bunalımı hem de kumar borçlarının yarattığı baskılar nedeniyle yirmi beş yaşında intihar etti. Ancak Vampir ve Polidori’nin yarattığı Lord Ruthven karakteri iki yüz yıldır okurların hayal güçlerine ve kâbuslarına musallat olmaya devam ediyor.

Varlıklı bir ailenin çocuğu olan İngiliz centilmen Aubrey, yüksek sosyetenin içine yeni giren gizemli Lord Ruthven’in etkisine girer. Lord Ruthven’in bilinmeyen geçmişi, tuhaf davranışları Aubrey’nin merakını cezbetmektedir. Ancak genç adam, kısa sürede yeni arkadaşının şatafatlı görünümünün altında kötücül birinin gizli olduğunu keşfedecektir. İkilinin Avrupa gezileri sırasında Lord Ruthven onlara saldıran bir grup haydut tarafından yaralanır. Son nefesini vermeden önce Aubrey’den ölümünü ve işlediği suçları toplam bir yıl bir gün kadar gizli tutmasını rica eder. Ancak Lord Ruthven ölümünden bir yıl sonra Londra’da tekrar göründüğünde ve Aubrey’nin kız kardeşine kur yapmaya başladığında adamın korkunç sırrı da ortaya çıkar.

Ama önce dünyaya vampir olarak gideceksin,
Kabrinden bir hışımla çıkacak cesedin;
Bir hayalet gibi musallat olacaksın yuvana,
Kanını emeceksin kendi ırkından her kim varsa.

–Yankı Enki’nin önsözüyle–


Yorum:

Bu kitaba bir beklentiyle başladığımdan olsa gerek, o kadar da sevemedim maalesef. Direk öykü şeklinde olmasını beklerken kitabın yarısı boyunca arka plan bilgisiyle karşılaşmak beni biraz yıldırdı. Bir de yaz mevsiminde okuduğumdan biraz sabırsız olduğum bir döneme geldi aslında. Kitabın azıcık kalan hikaye kısmını okuduğumda ise öncesinde çektiğim eziyete değmeyececğini düşündüm. Belki de çok kısa olduğundandır, olayların içine bir türlü giremedim. Beklentilerimle okuduklarım çok farklıydı. 

Üzerinden yalnızca 1 yıl geçmiş olmasına rağmen tamamen unuttuğumu da söyleyebilirim. Sanırım diğer kitaplara nazaran en az etkilendiğim kitap buydu. Yine de bir şans verilebilir diye düşünüyorum, sonuçta vampir edebiyatının kökenlerinden bir eser var karşımızda ve ben okuduğum kitaplar arasında bulunduğu için memnunum, asla zaman kaybıydı diyemem.


Künye:

Yazar: John William Polidori     Yayınevi: İthaki      Çevirmen: Yiğit Yavuz   
Sayfa Sayısı: 62     GoodReads Puanı: 3,31


Dr. Jekyll ile Bay Hyde


Tanıtım:

Çağının önde gelen yazarlarından Robert Louis Stevenson’ın en önemli eserlerinden biri olarak görülen Dr. Jekyll ile Bay Hyde, Viktoryen dönemin ahlakçı paranoyasının insan bilincinde yarattığı yarılmayı yansıtan bir başyapıt.

Avukat Bay Utterson, kadim dostu Doktor Henry Jekyll’ın son isteğinin ardındaki gizemin peşine düşmekten kendini alamaz. Dr. Jekyll’ın tüm mirasını bıraktığı şu gizemli Bay Hyde kimdir? Soylu Sör Danvers’ı kim öldürmüştür?

Stevenson, bir insanın ruhundaki iki farklı kişiliği, saf iyiyle saf kötünün temsillerini yansıttığı ürkütücü eseriyle hem gizem hem korku hem de bilimkurgu türünde çığır açmayı başarıyor.

 

Yorum:

Bu kitap, birçoğumuzun kulaktan gelen bilgilerle bildiği bir hikayeyi anlatıyor bildiğiniz üzere. Dr. Jekyll ile Bay Hyde'ın tuhaf vakası birçok farklı versiyona da uyarlanmış olan bir "kişilik bölünmesi" hikayesi, hatta "kişilik bölünmesi" anlatılarının atası bile diyebiliriz bana kalırsa. Kitabın içeriğini az buçuk bilsem de, orijinal öyküyü şöyle temizce bir okumak istiyordum ne zamandır. Fakat muhtemelen okuduğum dönemdeki yoğunluğumdan kaynaklanan bir okuma tıkanıklığına sürükledi bu kitap beni. Aslında anlatılış tarzıyla ve olayların gidişatıyla bir çırpıda okunup bitirilebilecek bir kitaptı, zaten oldukça da kısaydı. 

Maalesef benim için okuduğum dönemden dolayı harika bir okuma deneyimi olamadı fakat ben yine de gotik edebiyata ilgisi olan herkesin okumasını tavsiye ederim çünkü muhtemelen benim yaşadığım şeyleri yaşamayacak ve hızlıca okuyup bitireceksiniz kitabı. Aslında ben de okuduğum dönemlerde oldukça severek okudum ama çok bölük pörçük okuduğum için beklediğim kadar etkilenemedim. Yine de Dr Jekyll'in umutsuz durumu, insanın içindeki karakter ve kişilik özellikleri arasındaki çatışmayı okumak oldukça güzeldi. Hatta ben tam verimi alamadığımı düşündüğüm için belki bir kez daha okuyabilirim bu kitabı.


Künye:

Yazar: Robert Louis Stevenson    Yayınevi: İthaki      Çevirmen: Ebru Kılıç   
Sayfa Sayısı: 88     GoodReads Puanı: 3,81

Yüce Tanrı Pan


Tanıtım:

Başta H. P. Lovecraft olmak üzere kendisinden sonraki birçok yazarı etkileyen Arthur Machen, modern korku edebiyatının erken dönem ustalarından biri. Doğaüstü, fantazi ve korku türlerinde verdiği eserlerin arasında en ünlüsü olan Yüce Tanrı Pan da yazıldığı dönemde cesur içeriğiyle büyük yankı uyandıran ve ünü günümüze kadar ulaşan bir başyapıt.

Dr. Raymond’ın ruhani dünyaya erişmek için yaptığı “Yüce Tanrı Pan’ı görmek” adlı deneyin sonucunda kentte gizemli olaylar vuku bulmaya başlamıştır. Bu deneyle birlikte Yunan mitolojisinde ormanların ve kırın tanrısı olan yarı keçi yarı insan Pan, hikâyede korkutucu bir figüre dönüşerek, eski çağların dehşetini on dokuzuncu yüzyıla taşır. Machen’ın benzersiz üslubuyla bilim, bir nevi, korkuya hayat verir.

Ormanın fısıltısı yükseliyor... Yüce Tanrı Pan’a zihnini açmanın vakti geldi.


Yorum:

Yüce Tanrı Pan, okuduğum ilk gotik edebiyat kitaplarından biriydi. Hakkında düşündüğüm ilk şey "tuhaf" olmuştu. Öyle bir kitap ki, aman aman korkunç bir sahnesi olmasa da okurken kendinizi oldukça rahatsız, daha doğrusu ürpermiş hissediyorsunuz. Tuhaf ve tüyler ürpertici... Evet, bu kelimeler bu kitabı tanımlamak için kesinlikle doğru sıfatlar bana kalırsa. 

Kitabı bitirdiğimde öyle gerilmiştim ki, hemen salona, insanların olduğu yere gidip muhabbet ederek normal hayatın ne olduğunu kendime hatırlatma ihtiyacı duydum. Bir yandan da tadı damağımda kaldı doğrusu, bu kitaplar gerçekten bu kadar kısa olmamalı...

Gotik edebiyatının en güzel örneklerinden biri diyebilirim. Kitap boyunca gizemini korumuş, bitmesine rağmen hâlâ anlam veremediğiniz yaratıklar ve olaylar, hafif bir bilim kurgu dokunuşu, etrafınıza şüpheli bir şekilde göz atmanıza sebep olacak kelime oyunları... Yüce Tanrı Pan'ı bu türe ilgisi olan herkesin denemesini isterim doğrusu.


Künye:

Yazar: Arthur Machen    Yayınevi: İthaki      Çevirmen: Barış Tanyeri 
Sayfa Sayısı: 77     GoodReads Puanı: 3,74


Evet, işte kitaplarımızın sonuna geldik. Vay canına, ne zormuş birçok yorumu bir arada yazmak! Fakat uzun zamandır bekletip biriktirdiğim için bu yorgunluğu biraz hak ettim sanırım...

Bu kitaplar arasında okuduğunuz/okumayı düşündüğünüz bir kitap var mı? Yorumlarınızı bekliyorum, bir sonraki paylaşımda görüşmek üzere, sağlıcakla kalın!