25 Mart 2020 Çarşamba

Tehlikeli Yemin (Rosemary Sahili #3) - Kitap Yorumu


Birbirine Tutkun İki Âşık…
Tutulması Mümkün Olmayan Sözler…

Blaire ve Rush'ın bir araya gelmesi hiç kolay olmamıştır. İki sevgili dehşet verici aile sırları ve gelecekleriyle yüzleşmelerini gerektiren şaşırtıcı bir olayla sınanmıştır. Fakat tek bir konuda şüpheye yer yoktur: Birbirlerine karşı sevgileri sınırsızdır ve birlikte olmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır.

Artık Rosemary Sahili'ne yerleşmeleri ve aile kurmaları için her şey hazırdır. Blaire'in rüyası gerçeğe dönüşmüştür. Fakat Rush, Blaire'e sonsuzluğu vaat etse de şımarık ve bencil kız kardeşi Nan'e sadakati mutluluklarına gölge düşürmektedir. Rush kendisini ailesine adamak istemektedir fakat sonunda hangi aileyi tercih edecektir?

"Yaşama sebebini bulduğunda ona sımsıkı tutun.
Asla bırakma. Yol boyunca diğer köprüleri yakman gerekse bile."


Herkese merhaba! İşte, söz verdiğim gibi, Tehlikeli Yemin yorumuyla tekrar beraberiz. Serinin önceki kitaplarının yorumlarını aşağıdaki listede bulabilirsiniz!

 Doğruyu söylemek gerekirse, bu kitap için söyleyeceğim çok fazla şey yok. Hani bir seri biter ama okurlar daha karakterlere doyamadığından, onların mutluluğa ermiş hallerini yeterince okuyamadığından sızlanır fakat yazar da tadında ve olması gerektiği yerde bıraktığını bilir ya, işte bu serinin 2. kitabı da, tam olarak o bırakılması gereken yermiş, bunu fark ettim. Bu kitap da gereksiz ama fan kitlesini iyice doyurmak, ve yeni seri kitaplarına yer hazırlamak için yazılmış bir kitap gibiydi. 

pregnant love tumblr ile ilgili görsel sonucu

Rush'ın ailesiyle ilgili olan durum bile çözülemedi. Madem bir kitap daha uzatılıyor seri, o zaman sorunlardan, yarım kalmış şeylerden biri falan çözülseydi. Açıkçası bu kitaptan hiçbir şey anlamadım. Sadece diğer karakterlerin (Serinin devam edeceği karakterlerin) aşk hayatlarından biraz fragman falan görmüş olduk. Hani yine gayet akıcı ve sıkmayan bir okumaydı ama bu sefer gerçekten anlamsız ve gereksiz buldum. Yazar diğer kitaplarımı -seriyi devam ettireceği kitapları- satacağım derken bu seriyi harcamış bence. 

Eh, iyisiyle kötüsüyle, bir seriye daha veda etmiş bulundum. İçimde hüzün değil rahatlama var, bunu nasıl yorumlasam emin değilim... Daha eğlenceli bir kitap ve daha neşeli bir yorumumda görüşmek üzere, hoşça kalın!


 Rosemary Sahili romanları yorumlarım:


Yazar: Abbi Glines     Yayınevi: Pegasus    Çevirmen: Derya İmer Aydınlık    
Sayfa Sayısı: 266     GoodReads Puanı: 4,23

19 Mart 2020 Perşembe

Yeni Bir Umut (Umutsuz #2) - Kitap Yorumu


HAYATINI ÖZGÜRCE YAŞAMAK İSTİYORSAN ÖNCE GEÇMİŞİNLE YÜZLEŞMELİSİN…

UMUTSUZ, Sky’ın hikâyesiydi.
Şimdi olaylara Holder’ın gözünden bakmanın zamanı.

Yeni Bir Umut’ta, Sky’ın çocukluğunda yaşanan olayların Holder’ı ve ailesini nasıl etkilediği gözler önüne serilirken, bir yandan da bu iki yaralı ruhun birbirini nasıl iyileştireceğine tanık olacaksınız.


Herkese merhaba! Şoklar içerisindeyim ve bu yorumu nasıl daha önce paylaşmadığımı çözümlemeye çalışıyorum. Bu kitabı 3 ay önce okumuştum ve yorumunu paylaştığımdan neredeyse emindim. Fakat paylaşmamışım dolayısıyla bunun pek önemi kalmadı sanırım. Fark edince zaman kaybetmeden yazayım dedim.

Bileniniz vardır belki, Umutsuz benim zamanında en çok kalbime dokunan, beni en derinden etkileyen kitaplardan biriydi. Fakat Yeni Bir Umut'u okuduğumda kendi kendime dedim ki, eğer Umutsuz da bunun gibiyse demek ki ben o kitabı okuduğumda çok küçükmüşüm -veya çok toymuşum-. Çünkü Umutsuz'dan ne derece etkilendiğimi hatırlıyorum ve Yeni Bir Umut'u okuyunca neredeyse üzerimdeki bütün etkisi kayboluyordu kitabın. Bunu söylemek için birçok sebebim var:

1. Kadın yazar - Erkek karakter, kaliteli sonuç çıkması feci zor. Bayıldığım bir yazardı fakat dürüst olmak zorundayım; Colleen bu işi batırmış. Ya da Holder kitapta bolca bahsi geçen hormonlarına ters düşecek derecede duygusal ve erkek olduğunu bilmesek kesinlikle kız sanabileceğimiz bir karakter. Yanlış anlaşılma olmasın, erkekler duygusuz demiyorum fakat bu kitabı okurken kesinlikle bir kadının erkek karakter yazma çabaları ortadaydı ve bu bana kalırsa en azından bu konuda başarısız olduğunu gösteriyor.

2. Aksini bilmesem Wattpad kitabı derdim. Amacım Wattpad kitaplarını aşağılamak değil. Fakat Wattpad ortamının, amacına uygun bir şekilde, %90'ını amatör kitapların oluşturduğunun farkında olduğumuzu düşünüyorum. Aralarından kaliteli kitaplar da çıkıyor fakat ben bu yazıda Yeni Bir Umut'u ortalama bir Wattpad hikayesine benzettiğimi söylemeye çalışıyorum. Bunu nasıl açıklasam emin değilim fakat belki kitabın genel havası, belki de ilk maddede bahsettiğim konudan dolayı böyle bir hisse kapıldım ben.Yakıştıramadım kısaca, ilk kitapta hiç böyle bir şey düşünmemiştim.

3. Belki de çok geç kaldım bu kitabı okumak için. Düşünüyorum da, Umutsuz'u okuduğum zamanlarda, lisede okusam belki de hiç amatörce bir hava almayacak ve bayılarak okuyacaktım. O zamanlar daha farklı hayallerim vardı ve bazı şeylerin gerçek olabileceğine inanabileceğim zamanlardı. Evet, sanırım o zamanlarda okusam gerçekten bu kadar basite indirgemez, oldukça da tatlı bulurdum bu kitabı. İşte, görünen o ki her şeyin bir zamanı var ve ben bu kitabı okumak için geç kalmışım anlaşılan.

Gönül isterdi ki bu kitaba da aşık olayım ama ne yapalım, olmadı işte. Her şey zamanında güzelmiş, bu da benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Fakat Umutsuz'u okumamın üzerinden o kadar çok zaman geçmiş ki, her şeyi unutmuşum! Bu kitapta okurken de her sır açığa çıktığında aynı şoku yaşadım neredeyse. Olanları tekrar hatırlamak ve bu sürprizlerle dolu senaryo için yazara bir kez daha teşekkürlerimi sunmak için bir fırsat çıkmış oldu bana da. Okuduğum için asla pişman değilim tabii ki =) Sadece hayal kırıklığının hafif hüznü var üstümde. Bir kez daha çok etkileneceğimi sanmıştım çünkü...

Her neyse, olan oldu, bir kitap daha bitti. Tehlikeli Yemin'de görüşürüz demiştim ama bu da araya kaynayıverdi işte :D Okuyanlardan da yorum bekliyorum, bu hislere sahip tek kişi ben miyim merak ettim... O zaman, bu sefer söz, Tehlikeli Yemin yorumumda görüşürüz, sağlıcakla kalın! =)


Umutsuz yorumum için buraya tıkk!

Puanım: 3,5      GoodReads Puanı: 4,34
Yazar: Colleen Hoover       Sayfa Sayısı: 429        Yayınevi: Epsilon

Tehlikeli İçgüdü (Rosemary Sahili #2) - Kitap Yorumu


Blair’in Tüm Dünyasını Yıkacak Bir Sır…
Bildiği Her Şeyin Yalan Olduğunu Kanıtlayan Bir Gerçek…

Rush Finlay her zaman tutkulu, küstah ve fevri davranışlar sergilese de Blaire onu değiştirebileceğine inanmanın aptallık olduğunu yeni fark etmiştir.Rush’ın ondan sakladığı bir sır ortaya çıkıp dünyasını mahvedince elinden gelen tek şeyi yapıp kaçar. Ama her şeyi geride bırakmak göründüğü kadar kolay değildir: Blaire onu affedemediği gibi unutmayı da beceremez…

Genç kadın evine dönerek yeniden hayata tutunmaya çalışır ancak yoluna devam etmeye çabalarken hiç beklemediği bir haber tüm planlarını yine altüst eder. Rush’ın onu geri kazanma çabaları ile kendini koruma içgüdüsü arasında kalan Blaire doğru yolu seçip seçmediğinden, hatta hayatının en büyük hatasını yapıp yapmadığından bile emin değildir.

Bir daha asla güvenemeyeceğiniz bir insana ümitsizce güvenmeye ihtiyaç duyarsanız ne yaparsınız? Yalan söyler, saklanır, kaçar ve hatalarınızın asla gün yüzüne çıkmaması için dua edersiniz…


Herkese merhaba! Güzel güzel edebi kitaplar okurken bu da nereden çıktı diye soran var mı? Çünkü ben de kendime bu soruyu sormadım değil... Şöyle ki hangi kitabı okuyacağıma karar veremezken güzel eski kura kutuma gözüm çarptı. Bir kağıt çektim ve sonuç karşınızda... Dedim ki neden olmasın, sonuçta kura asla yanılmaz, değil mi? ;) Ve gerçekten de yanılmadı, böyle çerezlik bir okumaya ihtiyacım varmış ve oldukça da eğlendim!

Bu kitap -seri- ile ilgili en çok sevdiğim şey, ne vadettiği belli ve size asla daha azını vermiyor. Bakıyorsunuz ve "İşte yazın sahilde buzlu içeceğimi yudumlarken okuyabileceğim çerezlik, new-adult türünde bir kitap." diyorsunuz ve tamamen beklentinizi karşılayan bir kitabı okumuş oluyorsunuz. Ve bana kalırsa, türünün en iyi örneklerinden biri de diyebilirim. 

Okurken çok eğleniyorum, çünkü ne kadar klişe olduğu düşünülürse düşünülsün, bence karakterler gayet tatlı ve eğlenceli. Olay örgüsü de beni rahatsız etmedi, nispeten sürprizli yapmaya çalışıyor hatta yazar her kitabı ve ben bunu eğlenceli buluyorum. En güzel özelliği ise, inanılmaz sürükleyici! Bir günde 3 kitabı da okuyabilirsiniz, o derece. Bu sıkıcı evde kalma günlerinde yanımda olduğuna şükrettiğim bir seri oldu, şahsen minnettarım ve eğleniyorum :) Zaten ilk kitabın yorumunu gördüm de, ona da resmen tutkuyla bağlanmışım.

Gerçi bu kitapta beni rahatsız eden şey, artık 'romantik sahneler' diyeyim, bir garip yani. Diğer kadınlara yönelik new-adult kitaplarında hiç bu kadar keskin bir dille -yani resmen kirli muhabbetlerle- karşılaşmadım, bu da aklıma "Acaba diğer çevirmenler daha yumuşatarak mı çeviriyor bu sahneleri, yoksa diğer yazarlar bu kadar açık seçik bir dil mi kullanmıyor?" sorusunu getiriyor. Doğrusunu isterseniz sebebi ne olursa olsun bu kitaplar beni  bu açıdan rahatsız etti. Seriye dair tek eksim bu olsa gerek. 


Ay bir de herkesin Blaire şöyle mükemmel böyle kusursuz demesinden yoruldum bir yerden sonra. İyi kalpli bir karakter işte, herkesin iyi yönleri var kötü yönleri var abartmaya gerek var mı? Yazarlar karakterlerini böyle kutsamaya başlayınca bana bir soğuma geliyor doğrusu. Fakat new-adult'ın olayı bu olduğu için çok da kafaya takmamaya çalıştım.

Spoiler İçerir

Eee malum kitap ne zaman spontane olacak olsa bir işler çıkıyor, hazır Blaire'in de Rush'a dönmek için bir sebebe ihtiyacı varken hamile olması gayet güzel bir kulp oldu. Yalnız ilk kitapta böyle bir sahne olup da iki karakterin de bunun üzerinde 'Aa şimdi böyle bir risk var, bunu bir kontrol ettirelim' diye düşünmemesinden belliydi zaten. Ama unutmuşum ben onu, yine de şaşırmayı başardım :D Bir süre sonra tam mutlu sona ulaşıyorduk ki yepyeni bir olay çıktı, aynı tas aynı terane devam ettik. Bu kitapta bu işin çözüme ulaşmasını beklemiyordum ama yazar bu sefer mutlu son vermek istedi sanırım, bir engel daha aşıldı. Peki ya Nan ölseydi? O engel yine aşılacak mıydı :) Hiç sanmıyorum... Asıl görmek istediğim senaryo buydu aslında benim. 

Spoiler Sonu

Yine eğlenceli ve şaşırtıcı derecede akıcı bir okuma daha bitmiş oldu. Bundan sonra serinin 3. kitabını okuyacağım, bir kez daha yarım kalsın istemiyorum. Hem kitaplar o kadar akıcı ve hızlı bitiyor ki tadına da doyum olmuyor. Serinin 3'ten sonraki kitapları Rosemary'deki başka çiftlerle ilgili sanırsam, zaten Türkiye'de de yok. Dolayısıyla bu seriye benim için -en azından belirsiz bir süreliğine- veda etmenin zamanı geldi. Ya şimdi ya hiç diyerek, 3. kitaba başlıyorum. Eh, o zaman Tehlikeli Yemin yorumumda görüşmek üzere, hoşça kalın!!


 Rosemary Sahili romanları yorumlarım:


Yazar: Abbi Glines     Yayınevi: Pegasus    Çevirmen: Derya İmer Aydınlık    
Sayfa Sayısı: 272     GoodReads Puanı: 4,20

16 Mart 2020 Pazartesi

Dönüşüm - Kitap Yorumu



İlk olarak 1915’te yayımlanan Dönüşüm, hikayenin kahramanı Gregor Samsa’nın kendini bir sabah dev bir böceğe dönüşmüş halde bulmasıyla başlar ve hayatındaki değişiklikleri aktararak devam eder. Edebiyat dünyasında Kafka’nın en popüler eserlerinden biri sayılan yapıt, sade bir dille okuyucuya *toplumun farklı olanlara yaptığı muamele* hakkında bir fikir kazandırırken, diğer yandan küçük burjuva toplumlarındaki aile yapılarını en ince ayrıntısına kadar gözler önüne sermektedir. Dönüşüm ile Kafka bir insanın böceğe dönüşmesini soyut bir kavram olmaktan çok bu sürecin sosyal ve felsefi etkileriyle ele almıştır. Kafka, Gregor’un annesi, babası, kız kardeşi Grete, hizmetçileri, patronu, yarattığı diğer karakterleri ve tema çeşitliliği ile okuyucuyu kendine bir kez daha hayran bırakmıştır.


Herkese merhaba! Bu kitapla ilgili yorumumu olabildiğince kısa tutacağım. Çünkü okumamın üstünden biraz zaman geçti ve gerçekten, detayları düşünüp hatırlamak istemiyorum. Eh, şu iki cümlem ile zaten yorumun gidişatı hakkında bir fikir edinmişsinizdir sanırım. Öyleyse başlıyorum.

kafka dönüşüm ile ilgili görsel sonucuÖncelikle, IYY! Bu kitabı okumadan önce içeriğine dair bilgim vardı fakat yine de her sayfasında ayrı bir şoka uğradım çünkü bu kadar rahatsız olacağımı hiç düşünmemiştim. Karakter için nasıl gitgide daha büyük bir işkenceye dönüştüyse, benim için de aynen öyle oldu. Doğrusunu isterseniz, kitapta verilen mesajları düşününce gerçekten kendini ifade etmek için oldukça kaliteli bir metafor oluşturmuş yazar. Fakat bu esnada okurlarını hiç mi hiç düşünmemiş sanırım!

Verilen mesajı düşündükçe kitaba karşı kötü bakışım biraz geçiyor gibi oluyor. Fakat sonra aklıma detaylar geliyor ve... hayır! Yazarın verdiği ve benim aldığım/alamadığım her türlü mesajın, birçok farklı ifade edilişi olabilirdi ve bu kesinlikle en iyi yöntem olamaz! En azından benim için değildi, aynı mesajları bir başka hikayeyle alsam çok daha mesut olurdum. Karaktere de en başta üzüldüm, sonra da acımasızca olduğunu bilsem de ölmesini istedim, sonra en sonda bir daha üzüldüm. Yani alt üst etti bu kitap beni açıkçası ve hiç de iyi bir anlamda değil.

Güzel bir okuma deneyimi yaşatmadı bana -hatta oldukça travmatik bir deneyimdi- fakat kitabı bitirdikten ve üzerinden zaman geçtikten sonra etkisi daha çok verilen mesajlara kayıyor ve asıl o zaman kitabın meyvesini yiyoruz diyebilirim. Gördüğünüz üzere, bu kitap konu olunca karman çorman oluyorum, yine de düşüncelerimi olağanca açıklığıyla yazmaya çalıştım, umarım becerebilmişimdir.

Hepinizi seviyorum, sağlıcakla kalın!


Yayınevi: İndigo     Yazar: Franz Kafka     Sayfa Sayısı: 96
GoodReads Puanı: 3,81    Çevirmen: 
Ogün Duman

Şeker Portakalı (Zeze #1) - Kitap Yorumu



Yazarlıkta karar kılıncaya kadar, boks antrenörlüğünden ressam ve heykeltıraşlara modellik yapmaya, muz plantasyonlarında hamallıktan gece kulüplerinde garsonluğa kadar çeşitli işlerde çalışan José Mauro de Vasconcelos'un başyapıtı Şeker Portakalı, "günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü"dür. 

Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğrenirken bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelos'un çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zeze'nin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı "yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını" söyler.


Herkese merhaba! Şirin mi şirin, bir o kadar da nostaljik bir kitapla karşınızdayım bugün. Birçoğumuzun çocukluğunda okuduğu Şeker Portakalı'nı okumak nedense bana bugüne kadar kısmet olmamıştı. Halbuki ne çok şey kaçırmışım! Bu kadar etkileyici bir roman, nasıl 12 günde yazılmış?

Bu kitabı bir çocuk değil de bir genç-yetişkin olarak okumamın da bazı avantajları olduğunu düşünüyorum. Okurken fark ettim, ne çabuk unutmuşuz çocukluğumuzu, hareketlerimiz arkasında yatan kendimizce sebepleri ve hayallerimizi... Büyüdükçe biriktirdiğimiz şeyler, geçmişe dair yanımızda taşıdıklarımız hep hayal kırıklıklarımız ve hüzünlerimiz olmuş. Sanırım bu roman da zaten bu gerçeği yüzümüze vurduğu için bu kadar etkileyiciydi. 

Fakat bu kitabın etkileyici olduğu kadar da karamsar olduğunu düşünüyorum. Yazarın çocukluğunun çok zor koşullar altında geçmiş olduğunu anlayabiliyorum. Fakat bu kitabın üstüne kurulu olduğu düşünceler genel olarak "Her güzel şeyin bir sonu vardır", "Hayaller ve umut yalnızca daha çok üzüntüye sebep olur" etkisi bıraktı bende ve bunu küçük bir çocuğun okuduğunu düşününce kendimi kötü hissediyorum. Şeker Portakalı, harika bir romandı, çıkarmamız gereken çok fazla ders içeriyordu ve bana kalırsa bunlardan biri de çocuklarımızı bu tarz kitaplardan uzak tutmak ve geleceğe dair umutlarını korumaları için elimizden geldiğince teşvik etmek olmalı. Çünkü bu kitap, bir çocuğun hayallerinin ve geleceğe dair umutlarının paramparça oluşuydu ve hepimizi etkileyen şey de buydu zaten. Öyleyse çocukları erken büyütmek için değil, gerçek ve saf gülümsemelerini olabildiğince uzun süre yüzlerinde tutabilmek için çaba sarf etmeliyiz.


Yani şu an gerçekten düşündükçe kalbim paramparça oluyor, o yüzden ne yazsam çok emin değilim. Kitabın dili ve akıcılığı gayet güzeldi, 7'den 70'e herkesin okuyabileceği tarzda bir kitaptı, bunlardan bahsetmeye gerek bile duymuyorum zaten. Ben hayal kırıklıklarını asla kaldıramayan ve bunun altında çok ezilen bir insanım ve  bu durum başka birisinin, özellikle hayat dolu küçük tatlı bir çocuğun, başına geldiğinde de çok farklı olmuyor. Kurgu ya da gerçek, ben etkilendim bu hikayeden. Bu aralar öğrendiğim en önemli şeylerden biri de 'çocuk kitabı' deyip geçmemek gerektiği sanırım, çünkü görünen o ki çocuklara yönelik kitaplar beni daha çok etkiliyor! :D

Lafı daha fazla uzatmak istemiyorum, yoksa başa dönüp dönüp aynı şeyleri söylemeye başlayacağım... Hayaller ve kalp kırıklıkları, hepsi de hayatın bize getirileri ve bunlardan kaçış yok. En iyisi kabullenmeyi ve başa çıkmayı öğrenmek sanırım... Yine de büyümek ve olgunlaşmak zorunda kalmamız çok acı. Her neyse, dünyaca zor zamanlardan geçiyoruz, umarım moraller düşmemiştir, hepinizi seviyorum, sağlıcakla kalın!


Yayınevi: Can     Yazar: José Mauro de Vasconcelos     Sayfa Sayısı: 197
GoodReads Puanı: 4,40    Çevirmen: Aydın Emeç


8 Mart 2020 Pazar

Altın Oğul (Kızıl İsyan #2) - Kitap Yorumu


Altın yüzlerden oluşan bir denizde sürükleniyorum. Burada sadece güçlü olan hayatta kalabilir. Sadece akıllı olan yönetebilir. Hâlâ oyun oynuyorum ama bu, oyunların en ölümcülü. Ben yüzyıllardır köleleştirilen halkımın kılıcıyım. Bağışlamayacağım. Ve unutmayacağım.

Mars Enstitüsü'ndeki amansız rekabetten zaferle çıkan Darrow, namı diğer Azrail, yönetici seçkinler arasında saygın bir konuma yükselmiş, en zalim ve zeki Altınlara; Eşsiz Yaralılara katılmıştır. Ancak Darrow onlardan biri değildir: Geleceğin yalanlar üzerine kurulu olduğu, trajediyle dolu, unutamayacağı ve affedemeyeceği bir geçmişi vardır.

Sistemi içeriden yıkma hedefine ulaşmak için herhangi bir Altın değil; en iyi, en güçlü, en zeki, en vazgeçilmez Altın olmalıdır. Halkını aydınlığa çıkarmasının başka yolu yoktur ancak bu yol boyunca attığı her adım, Darrow'un kendi gölgesini biraz daha karartacaktır.
Herkese merhaba! Keyifler nasıl? Ülkece -hatta dünya çapında- zor zamanlar geçiriyoruz, fakat umarım ki bütün bunların dışında, kendi özel hayatınızda hepiniz mutlusunuzdur. Ben ise bugün bir güzel kitabın daha sonuna geldim... ve kafam çok karışık! Bu kitap gerçekten beni dengesiz duygular alemine sürüklüyor, asla bu kitabı okurken genelde şöyle hissettim diyemiyorum, bir öyle bir böyleyim. Kitabı, karakterleri, olayları genel olarak yargılayamıyorum bile çünkü  bir sonraki sayfa bütün fikirlerimi değiştirecek nitelikte olabiliyor. Biraz zor bir yorum olacak bu yüzden benim için, fakat biz ne yorumlar atlattık, bunu da atlatabilirim sanırım :)

Doğruyu isterseniz, kitabın başlarında uzunca bir süre o kadar çok sıkıldım ki! Bir kere kitap bırakıldığı yerden başlamamış, yıllar sonrasına gitmişti ve arada olup bitenler o kadar hızlı anlatıldı ki ben yeni gelişmelerin hiç takip edemedim. Önceki kitabı da yüzde yüz hatırlamıyordum, dolayısıyla bir anda o kadar çok bilgi yüklemesi oldu ki bütün karakterler, olaylar allak bullak oldu bende. Genelde seri kitaplarında araya çok zaman girse de bu sıkıntıyı yaşamazdım, okudukça her şeyi hatırlardım fakat bu kitapta kitabı bitirmiş olmama rağmen hatırlayamadığım karakterler bile oldu. Daha iyi ve sakin bir giriş yapılmasını dilerdim doğrusu. 

Bu "aradan yıllar geçti, şu olaylar oldu, şimdi buradayız" olayının eleştirisini geçiyorum, hadi her şey yerine oturdu diyelim, kitabın daha başından o kadar çok olay olmaya başladı ki ben daha kitabı yarılamadan kitabı okumaktan çok yorulmuş haldeydim. Böyle diyorsam da sanmayın ki bir oturuşta 250 sayfa okudum, hayır, günlere bölündü bu okuma fakat her okuyuşumda yorulduğumu söyleyebilirim. Bir sakin yani pat pat pat bir şey bitiyor öbürü başlıyor falan... hiç durulmadı resmen kitap. O kadar çok olay yaşandı ki ben ne oluyor ne bitiyor, bu olay nereden çıktı falan hepsini unutuyordum okurken resmen. Tamam dolu dolu bir kitap dedik, ilkini de böyle beğendik, güzel hoş ama bu sefer gerçekten tükendim okurken. Bana kalırsa bir kitabın yükseldiği yerler ve durulduğu yerler vardır ve her zirveden sonra biraz sakinlik mutlaka okuru yormamak için gereklidir. Bir kitap, daha başında bir anda zirveye çıkıp 500 sayfa boyunca orada kalıyorsa -ki bu bir yandan kesinlikle bir başarı- bu durum okuru zorlayabilir. Boş zamanı olup hızlıca okuyanlar bunun ayrımına varmamış olabilir ama beni kesinlikle yordu.


Kitabın sonunda tam bir dinlenecektik, oh be dedik, yine zirveye çıkarıp zirvede bıraktı yazarımız, sağolsun. Daha 2 sayfa önce seriye birkaç ay sonra devam etme niyetindeyken kapağı kapattığımda kendimi fuardan 3. kitabı almamış olduğum için pişmanlık duyarken buldum. Gerçi bu kitap boyunca değişen fikirler hiç eksik olmadı benden zaten. 2 sayfa önce Darrow'un Kısrak'a karşı hislerinin olmasını bile Eo'ya hakaret olarak görürken 2 sayfa sonra Eo'nun Darrow'u terk ettiği düşüncesiyle karşı karşıya buldum kendimi. Böyle de bir kitap yani...

golden son ile ilgili görsel sonucu

Spoiler İçerir
Şimdi ben yine yanlışıkla gören olmasın diye şifreli konuşacağım fakat ktiabı okumuş olanların zaten direk anlayacağını düşünüyorum. Eo'nun kardeşinin kulağına fısıldadığı cümleyi öğrenmek sanırım hepimiz için kitabın en can alıcı noktasıydı, beni kesinlikle mahvettiğini söyleyebilirim en azından, resmen yıkıldım. Ve bundan 200 sayfa sonra, kitabın sonlarına yakın, Darrow ile Kısrak'ın ilişkisini kendi içimde muhakeme ederken aklıma şu dank etti: Eo bunu bile bile o şarkıyı söyledi, o buna sebep oldu, daha çok şey söylemek istiyorum fakat görülsün istemediğimden uzatmayacağım. Diyeceğim o ki, bu farkındalık benim Eo-Darrow ilişkisine olan bakışımı alt üst etti. Çünkü bir dava uğruna intihar fedakarlık sayılabilir fakat bu duruma rağmen böyle bir şey yapması, ve son anda bunu biriyle paylaşması, sanki Darrow'u acıdan öldürmeye mi çalışıyor ne yapıyor anlamadım. Tamam sistem alt üst olacak, bu çok büyük bir olay ve başlaması için de o zamanın şartlarına göre büyük bir olay gerekiyordu fakat bu seri bittiğinde Darrow'dan geriye hiçbir şey kalmamış olacak ve birçok şeyin farkında olan Eo, eminim ki başarıya giden yolun Darrow'a yapacaklarının da farkındaydı.
Spoiler Sonu

Gerçek olmayan bir karakter üstüne ne kadar çok düşünmüşsün demeyin lütfen, çünkü Eo beni en derinden etkileyen 2. karakter diyebilirim. Ve sadece serinin azıcık bir kısmında yer alıyordu. Bu yüzden evet, o kadar etkilendim ki, bu serinin her sayfasında Eo ve niyetleri üzerine düşünüyorum. Bunca sözün sonunda diyeceğim o ki Eo bu -önceden düşünülmüş veya anlık gelişmiş- hamlesini yaparken sadece kendisinin değil, Darrow'un da ölüm fermanını imzaladı ve bunun bu şekilde gelişeceğini de biliyordu. Dolayısıyla Eo'nun ölümü ile başlayan yolda inanılmaz zorluklar atlatan Darrow'un, yanında onu mutlu edecek ve destek olacak birisine sahip olmak istemesi dünyanın en normal şeyi ve bunu sonuna kadar da hak ediyor. En azından şu an buna karar kıldım fakat bu seride hiçbir düşüncem sağlam kalamıyor, bir sonraki kitabın yorumunda bambaşka bir şey yazarsam şaşırmayın... Şaka maka kitabın analizleri üzerine bir tez yaz deseler yazarmışım, ufacık konular hakkında ne çok konuştum! 
Son olarak genel birkaç şeyden bahsedip noktalayım o zaman. İşin özü, yine heyecanın sürekli dorukta olduğu, şaşırtmacalar ve ihanetlerle dolu bir kitap vardı karşımızda. Başrolümüz biraz daha büyümüş ve biraz daha zihnen düşünceleri olgunlaşmış, bazen dürtüleriyle hareket eden ve sağı solu belli olmayan davranışlar sergilese de genelde aklı başında ve büyümüş -büyümek zorunda kalmış- olduğunu gösteren kararlar veren bir karaktere dönüşmüştü. Hayatın onun için ne kadar zor olduğunu kitabın her sayfasında hissedebiliyoruz ve bence bu okuru da karakter gibi strese sokuyor, fakat bir yandan da kitabı özümseyebilmek ve kitabın içine girebilmek için gerekli bir stres, dolayısıyla kitabın bu özelliğini genel olarak etklieyici buluyorum.

İşte böyle! Söylenecek çok şey olduğu için hiçbir şey söyleyemiyormuş gibi hissettiniz mi hiç? İşte ben de böyle hisler içerisindeyim yine. Bahsetmek istediğim çok fazla şey var kitaba dair, fakat hepsini bir anda söyleyemeyeceğim için hiç söylememeyi tercih ediyorum. Zaten ziyadesiyle de uzun bir eleştiri yaptım sanırım, bu kadar yeter. Bu arada kitaba 5 puan veriyorum, o kadar eleştirip bir yandan da kusursuz bulmamı sorgulamak isteyeniniz varsa şöyle söyleyeyim, bütün kusurlarına rağmen benzeri olan kitapların içinde hâlâ en iyilerinden diyebilirim. Okuyan herkesten yorum bekliyorum, kendinize iyi bakın, hoşça kalıın!! ^^

Not: Bu arada bu kitapta favorim Ragnar, ona bayıldım!!

Serinin Diğer Kitapları & Yorumlarım:

3. Sabah Yıldızı
4. Demir Altın

Yayınevi: Pegasus    Yazar: Pierce Brown     Sayfa Sayısı: 488
GoodReads Puanı: 4,45    Çevirmen: Selim Yeniçeri